Şiirlerim

21/12/2008

müftüler

    Bizim Kelkit'in ziyaretçi defterini ziyaret edenler ya müftü gibi ya da Kelkit'in Büyükcamisi 'nin imamı gibi davranıyorlar.Yazılarında hepsi ilahiyat mezunu pozlarına giriyorlar.Müftü olmadıkları halde müftü gibi yazmalarına şaşırıyorum.Onlar  ya çok müslüman olduklarını göstermeye çalışıyorlar ya da müftülüğün veya ilahiyatçılığın çok kolay olduğunu zannediyorlar.  Her iki şekilde de garip oluyorlar.Onlara " arkadaşlar siz müftü değilsiniz,müftülük bir önderlik işidir,biraz da bir meslektir.Bir memleketin 105 pare köyünün nüfusu müftü olamaz,bu imkansızdır."  Demek geçiyor içimden.Lütfen arkadaşlar lütfen!
        Bir kısmı da dışişleri bakanı gibi sürekli ya ermeni meselesi üzerinde ya da kıbrıs konusunda konuşuyorlar.Dışişleri de önemli ber meslektir.Çok  rafine düşünceler gerektirir.İlk okulu bitirmeden asla olunmaz .Tamamımızın dışişleri bakanı olmasında  pratik bir yarar olmadığı gibi l05 pare köyün nüfusunun dışişleri bakanı olması da imkansızdır.Lütfen arkadaşlar!

15/11/2008

BÜYÜK PAĞAR

          Orada çamdan bir su oluğu vardı.Suyun bir kısmı oluğun altından akar,etrafı çamur eder,bir kısmı da oluktan akardı.Otlattığımız hayvanları oraya indirdiğimizde garip bir mutluluk kaplardı içimizi.Sanki orada biz, orman ve gökyüzünden başka birşey yoktu.Otlattığımız hayvanlar hemen koruluğun içine dalar ve oradan hiç çıkmazlardı.Orası çok koyu gölge olduğu çin sığırları bügelek tutmazdı.Çam oluk önüne sağ elimizi tutar, içine dolan suyu üzerine eğilerek içerdik.bazan yüzükoyun yatar oluğun ağzından ağzımızı dayayarak buz gibi suyu içerdik.Köyün en soğuk suyu burasıydı.Burada ev yerlerine benzeyen kalıntılar ve çukurlar bulunurdu.Şeref emi oraya ev yapmaya kalkıştığında oranın bakirliği bozulacak diye çok üzülmüştük.Oraya ev yapmak yasak gibiydi.Çünkü yaylada sadece kadınlar kalırdı ve oraya gelerek su almalarının kolay ve korkusuz olması gerekirdi.Hoş zaten bizim köyde kadın için korkulacak bir durum olmazdı ama yinede böyle bir emniyete gerek duyulurdu.Erkekler akşamları Güneyi'nin yüzünden yaylaya eşlerinin yanına gelirlerdi.İlk bahardaı su çok coşardı.Oralara pek kimse gelmediğinden v e henüz sığırların tamamı otlatmaya çıkarılmadığından bahar çiçekleri kaplardı ortalığı.Hele büyükçe sarı çiçekler vardı ki suyun akış çizgisi boyunca dizilmelerine doyum lmazdı.İzlenimci ressamların neden sarı fırça izlerine düşkün olduklarını da  bu sarı çiçek sevgisinin doğallığı,insan olmanın bir gereği olduğu belirliyor herhalde.
           İlkbaharda genç gelin ve kocası bir bahane bulup yaylaları onarmaya gelirlerdi.Gelinle kocası burada yedikleri azığın mutluluğunu bir daha yaşayamazlardı sanırım.Burada kaynana,kayınpeder,abi,elti,komşu baskısı biterdi.Gençliğin gereklerini sınırlayan herşey biterdi.Tabiat Tanrı ve evliler kalırdı sadece.
            Uzunca bir süre önce çam oluk bozuldu,eskidi; su toprağa kaydı.Çevrede su arayan hayvanlar ortalğı çamur ettiler.İbrahim abinin muhtarlığında sırtımızda kum  götürerek ilk uygarlığı götürdük oraya.İyi de etmedik.O onarmla işi ile birlikte herşeyi bitti gibi.Su bir müddet güzel aktı belki ama köylü yaylaya çıkmaz oldu.Traktörlerle yaylanın kerestesini taşıma işi başladı.Traktörlerle kısa bir müddet tezekleri taşındı .Ancak traktörlerin başka işleri vardı.Sanayi bitkileri ekilmeye başlanmıştı,onların taşınmaları ,çapalanmaları,gübrelenmeleri vs.gerekliydi  di artık.
             Geçen yıl Hacı mustafa Erdem'in denetiminde Fahrettin ve Zekeriye emi son olarak güzel bir çeşme yaptılar.Mustafa eminin ustalığını seyrederken estetiğin nasıl  mesafeler aldığını,kimlerin katkılarıyla bu güne geldiğini gözledimLukaks ve Kagan'ın estetiğin bu türünü gözleyip gözleyemediklerini de bilmiyorum.Bildiğim kadarıyla onlar mağaralardaki resimlerle ilgili düşünceler serdetmişlerdi.Ama bizde estetiğin hangi yollardan geçtiğini görme fırsatları doğmamıştı.O işi nobelli yazarımız görmeye başladı galiba.Oradaki yalnızlık çeşmeyi yapanları da rahatsız etmiş olmalıki  O HER YERDEDİR diye bir ayeti yazmışlardı çeşmenin taşına.
                  Dün Lütfi Hoca,Abdullah ve Arif Büyük Paharda piknik yaparken beni aradılar.Orası oldukça soğuk olmalıydı .O soğuğa ancak oraları çok sevenler katlanabilirlerdi.
                  Yazarın dediği gibi " O iyi insanlar o güzel atlara binmiş gitmişlerdi.Bir daha da gelmeyecek-
lerdi"
                              Paharların büyüğü
                               Kaldır başını
                              Az kaldı karın yağmasına
                               Az kaldı dumanlara dalmana
                               Son görüşmemiz belki
                               Uzat kurnayı öpeyim seni

29/2/2008

şiir deneme

şimdi

ısıtmapağarı nın gözeleri delirmiştir.

harmankaya nın düzünü

karçiçekleri kaplamış,

nurettin in derenin suyu

zor geçilir olmuştur.

 

şimdi

yatağın düzde ılık bir güneş,

korgöze nin kurun ışıl ışıl

sığırın ayak izlerinde

sular durulup

içilir olmuştur.

 

Şimdi

sağır yunis

sınır gölünü hasıl etmede

yaşar emi bataklar'da

bekir emi hargaltı'nda

karabey emi horhor'da

çalın eteğinde bir kadın

eğildikçe kaybolup

doğruldukça

seçilir olmuştur.

 

şimdi

büyükpaharın suyu bir dere

çağlar aşağılara doğru

canım  sarı çiçekler
akşamları tomurcuklanıp

seherde

açılır olmuştur.

 

şimdi

ecinniler basmıştır palutluğun dereyi

hasanbeg eminin çayırı karanlık

gaganosta bir mekir

ayışığı da yok

arabanın gopuna ilişirsin 

öküzler de yürürse

mekirsiz mekanlara doğru
sessizce
kaçılır olmuştur. 

25/1/2008

25 Ocak 2008

Bugün oğlum karnesini aldı.Biz aile olarak edebiyat dalında yetenekliyiz. Sebahattin, Selami ve ben şiir yazarız.Arif'in de edebiyatı iyidir.Matematik'le aramız her nedense pek yoktur.Teyzemin kocasının tarafı ve amcamlar matematikte daha yetenekliler. Hacı emi ve babam bizim lisedeki 3 bilinmeyenli denklemlerimizi kalemsiz, kafadan çözerlerdi.Umut'un da Deniz'in de edebiyatları iyiydi.Hepimiz Türk Edebiyatı'nı ve klasikleri severiz, okuruz.Diren de bizim gibiydi.

Oğlum bugün karnesini aldı deyim yerindeyse hepimiz sürklase olduk.Oğlum adeta bizim kariyerimizi dağıttı ve en başa oturdu.Karnesi bir harikaydı.Teşekkür'le de süslenmişti ama en çok onun ''Ölü Canlar'' romanını okuduğunu duyunca sevindim.Ben bile o romanı çok zorlukla okumuştum.

Her şey çok iyi ama oğlumun edebiyat notunun düşük olması içimi burktu.Anladığım kadarıyla hocasının da kusuru vardı.Oğlum sevmediği hocaların derslerini de pek sevmiyor.Hocaya "gel bizim oğlanı sev" diyemeyeceğimize göre sorunu yine oğlum çözecek.Oğlumun üniversiteyi kazanacağına inanmaya başladım.Hayırlısı olsun.

 

20/1/2008

Asar

O zaman çayırlar daha genişti, söğütlerin sayısı daha fazlaydı. Su, şırıl şırıl akardı. Yukarıdaki göze henüz köyün suyuna karışmamıştı.Görülmemiş derecede serin olurdu söğütlerin altı.Söğüt yaprakları, marul gibi etli ve koyu yeşil olurdu, ellemeden duramazdınız söğüt yapraklarını.
Arkadaşım Asar'da beyaz güller bulduğunu söyledi.O gülleri ben de bulmuştum.Alim Eminin tarlasında şehit mezarlarına yakın bir yerdeydi.Bizim oralarda beyaz gül olmazdı.Beyaz kuşburnu olsa bile gülü katmersiz olurdu.Bu güller beyaz ve katmerliydi.Tüylü meyveleri vardı.Kuşburnu ile kültür gülü arasında bir yerdeydiler.Katmerleri kültür gülüne yakındı ancak çabuk dökülmeleri kuşburnuya benziyordu.Meyveleri de kuşburnudan ayrıydı.O zaman o gülleri köye getirmeye karar verdik. Yıl 1959'lu yıllardı, köye bahar geldiğinde arkadaşımla Asar'a gittik.Asar'da henüz kar kalkmamıştı.Aşağılarda kalksa bile o çukurda, şehitlerin bulunduğu yerde kar geç kalkardı.Güneş ısıtıyordu, şehit mezarları da belli değildi.Arkadaşımla yeni coşmaya başlamış suyun kenarında taşların üzerinde oturduk.Suyun kenarı baya yeşermişti.Geriye döndük 10 gün sonra gittik kar kalkmıştı ancak kuşburnuları bulamadık.Bir 10 gün sonra gittiğimizde kuşburnularımızı bulmuştuk.Sivri ağaçlarla etraflarını oyduk beyaz gülleri çıkardık.Akşama kadar uğraştık.Akşam karanlığına doğru aramızda paylaştık. Bir tanesi oldukça irilmiş bir fidandı.Bana düştüğü için arkadaşım üzüldü.Köye getirip diktik, sonra da ben ortaokula, o da başka bir yere ayrıldık.Bir kaç yıl sonra güllerimiz açtılar.Kendiliklerinden yayıldılar.Arkadaşın bahçesi uğrak yeri olduğu için onunkiler kayboldular, benimkiler halen dururlar.Köye gittiğimde ilk önce beyaz güllere bakarım sonra da leylaklara.
Asar'ın yukarısında Koyaklarda keklikler öterdi.Bunlar kınalı kekliklerdi sürüyle dolaşırlardı.30-40 tane yavruları olurdu.Yumurtaları çekem dediğimiz sık sivri yapraklı çalılar arasına bırakırlardı.Yavrularının kaçışlarını seyre doyamazdık.Herkes bildiği keklik yuvasını sır gibi saklardı. Aşağıda Mevlut Eminin söğütlerinin dibine oturur keklik seslerini dinlerdik.Yazları hep yapardık bunu.Keklikler gakguakgak gakguakgak diye öterlerdi.Sağda Kalacuk vardı kalacuğun böğründe mevziye benzer çukurlarda ayı gülleri açardı.Kurban bayramları o zaman bahara gelirdi.Öküzlerimizi meşeye vurduktan sonra, bir kucak ayı gülüyle köye dönerdik.Ayı güllerinin saplarını keser, suya korduk.Onlar orada uzun süre açardılar.Sonradan isimlerinin şekayık olduğunu öğrendiğim bu güller güzel kokmazlardı ancak görünümleri müthişti.Bütün arkadaşlarımla bu gülleri sökerek, dikerek veya ekmek suretiyle yetiştirmeye çalışırdık.Bir türlü yetiştiremezdik.Umut bir tanesini sökmüş köydeki bahçeye dikmişti.25 Yıl öylece durdu bitki.Geçen yıl tomurcuklanmış.Buna heveslenen komşu gülü söküp götürmüş.Bir 25 yıl da o bekler herhalde.
Asar, Rus işgalinde Ruslara direnmiş dört şehidin yattığı yerdir.Asar'ın eserler anlamına gelen ismi Kalecik'ten mi gelir? Yoksa bu mezarlardan mı ? Bilemiyoruz.. Bu dört şehidin 1916 yılında şehit edildikleri ve birisinin amcam olduğunu biliyoruz.Amcam, eşi ve dört çocuğunu bırakarak düşmüş Asar'ın bağrına.3 ay kimse cenazeyi defnedememiş Ruslar'dan korkmuşlar.Orada cenaze güneşte çürümüş ve kokmuşlar.
Asar'da kınalı keklik, şehitler, ayı gülleri ve beyaz güller bir araya gelmişti, bir de biz.Bu tesadüf müydü? Yoksa Tanrı'nın bilgisi dahilinde miydi ? Yorum yok ancak beni oradan sürgün eden güç o güllerden, şehitlerden, yeşilden, kekliklerden ayrıldığımı bilmiyordu herhalde.Geri döndüğümde keklikleri Karadeniz'li avcılar bitirmişti.Şehit mezarlarında altın aranmıştı.Asar'ın suyu köye götürülmüştü.Sadece Kalacık ve ayı gülleri kalmıştı.
Şairin dediği gibi ''Bir zamanlar orası böyle değildi.Kımıldardı, akardı.'' Biz de böyle değildik.

10/1/2008

aşuttur

Aşut'tur köylerin hası

Balınan doldurur tası

Aşağıda çöl Havsu

Öldüm acımdan acımdan.

6/1/2008

mani deneme

 

 

 

eriktendir çögenim

kuşburnuyu egenim

 beni kimse dögmedi

ben kendini dögenim

 

meşeden gelen güzel

kolunda selen güzel

birtike konuşalım

ne olur eylen güzel